SABIR VE TAHAMMÜL…
CANSU YAMAN

SABIR VE TAHAMMÜL…

Sabır ve tahammül günlük hayatımızda çok fazla kullandığımız iki önemli kelime. Anlam bakımından çok yakın gibi görünseler de hissediş, uygulama ve geleceği yaratırken ki etkileri bakımından aralarında dağlar kadar fark vardır. Sabreden insan, kendi değerinin farkındadır, tek olduğunu, özel olduğunu bilir.

Kimseyi kendinden üstün görmez. Kendisini de kimseden aşağıda görmez. Hayatındaki insanların onun hayatında ve kendisinin de diğer insanların hayatında bir tesadüf eseri bulunmadığını bilir. Bu yüzdendir ki hayat öğretmenlerine ve öğretmenliğine saygı duyar. Gözünü geleceğe dikmiştir. Bir hedef koymuştur. Hedefe ulaşmaya çalışırken karşısına çıkan engellere, sorunlara çözüme odaklı bir yaklaşımla, sukunetle sabreder. Hedefe ulaşmak için geçen zamanın boşa geçen zaman olmadığını bilir. Bu zaman süresince, hedefe ulaştığında, ulaştığı hedefteki verimliliğini arttıracak donanımları biriktirir türlü sınavlarla. Eğer niyet ederse ve kararlı davranırsa, ihtiyacı olan her neyse, ihtiyacı olduğu zamanda, ihtiyacı olduğu şekilde kendisine ulaşacaktır.Sabreden insan, bir hedef koyamadığı, kararsız olduğu zamanlarda da sabreder.

Tahammül eden insan ise kurbandır. Korku doludur. Diken üstündedir.

Kaybetmekten korktuğu bazı şeyler uğruna, başka bazı durumlara katlanır, tahammül eder. Hayatın akışında sürüklenir. Fakat sürekli de şikayet eder. Hedef koyamaz. İçinde bulunduğu, hoşlanmadığı durumun değişeceğine dair inancı cılızdır. “İstiyorum” der ama aslında “istediğim şeyi hak etmiyorum” diyen bir kök inanca sahiptir. İstediklerini elde etmek için sabır yerine tahammülü seçmesinin sebebi de bu değersizlik inancıdır. Tahammül ettiği durumlarda kendini hiçe saydığı için özüyle çelişir. Tahammül etmesine sabredemeyen özü üzerine yük olur. Bu yükü kaldırmanın tek yolu sorumluluğu kendi üzerinden ötelemektir. Ötelemenin de en güçlü adresi kaderdir. ” Bizim kaderimiz de bu ne yapalım, sabredeceğiz” der. Ama onun sabır dediği tahammülün ta kendisidir.

Tahammül eden insan asla özgür olamaz. İşi bittikten sonra evinde televizyon izlerken bile tahammül etmek zorunda olduklarından dolayı kadere kızarken bulur kendini. Değerinin farkında değildir. İlahi sisteme geleceği yaratmak adına gönderdiği mesajlar bulanıktır. “İstiyorum” – “Hayır hayır ben sorunlarımın çözülmesini hak etmiyorum” yada “Yeni  ve istediğim gibi bir işi hak etmiyorum” – “Bıktım ben bu işten, yenisini istiyorum” – “Hayır hayır bu işten başka şansım yok bunu elimde tutmalıyım” – “kesinlikle istiyorum” – ” Hayır hayır önce yeni bir iş kurmak için paraya ihtiyacım var. Ama ben o kadar parayı bulamam ki.” Dilek kutularında biriken çelişkili mesajlar ilahi sistem tarafından değerlendirmeye alın

ÇIKAN KARAR ŞUDUR:“Mesajları gönderen kişinin tahammül ettiği olayların şiddeti arttırılacak. Kişi bu yolla sıkıştırılarak isteklerini netleştirmesi ve kendi değerini fark etmesi için zorlanacak”

ŞEMS-İ TEBRİZ’İNİN BİR SÖZÜ

Anladım ki; İnsanlar; Susanı korkak. Görmezden geleni aptal. Affetmeyi bileni, çantada keklik sanıyorlar.

Oysaki biz istediğimiz kadar hayatımızdalar.

Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
YILMAZ VURAL GÖNDERİLDİ
YILMAZ VURAL GÖNDERİLDİ
YEŞİLAY HAFTASI ETKİNLİKLERLE KUTLANACAK
YEŞİLAY HAFTASI ETKİNLİKLERLE KUTLANACAK